Ararken


Bu makale 2019-07-11 14:17:59 eklenmiş ve 143 kez görüntülenmiştir.
Abdullatif Gözeler

Evvelden beri  farklı farklı tanımlar yapılmış olan bu iki mefhumun ilki şu sözlerle ele alınıyor Türk Sosyolojisinde: ***Medeniyet diye, insanlığın muayyen tarihi devirlerinde bir zümre cemiyetin benimsediği  vasıtalarla çalışarak ortaya koyduğu ve yaşattığı teknik eserlerine ve yaşayış şekillerinin bütününe denilmektedir. Kültür ise, bir cemiyetin kendi tarihi içinde meydana getirdiği değer hükümlerinin bütünüdür.” Her ikisinde de ortak özellikler olmasına rağmen farklarının daha çok oluğuna, kültür ve medeniyet arasındaki farkların hepsini olmasada, bir kaçını farklı yönleriyle ele almaya özen göstermek gerekirse eğer ;

- Medeniyet belirli bir çağda yaşayan ve toplumsal olarak etkileşimde bulunan bir camia arasında ortak olduğu halde, kültür her cemiyetin kendine mahsustur ve onu diğer milletlerden ayırmaktadır.

- Diğer bir fark olarak, bir toplumda yaşayan bütün fertler o medeniyetin bir parçası durumundadır fakat kültür için aynı durum söz konusu değildir. Kültür, toplumun her ferdi tarafından yaşanmayan sadece şeçkin insanların müşterek olduğu değerler bütünüdür.

Son paragrafta belirtilmiş olan hususun tesirinde teşekküllenen yaşayış şekillerinin ve bu yaşayış şekillerinin sebep olduğu görüş ve fikir ayrılıklarını irdelemek ve bu konuda aydınlatmak bu yazının vazifesidir.

Diğer cemiyetlere nazaran bizde bu iki kavramın farkındalığı ve üslendiği görev  daha esrarlı bir şekilde karşımıza çıkıyor ve cemiyetimize mensup olan bireylerin  sosyal üstünlük farkını ortaya koyuyor...

 

              Kültürün bu kadar ayırıcı bir biçimde karşımıza çıkmasındaki temel sebep coğrafyadır. Doğu ve Batının kültür olarak göreli bir sistemde birbirlerine üstün görülmesinin sebebi ise sadece düşünce yapılarının kifayetsizliğinden kaynaklanan bir durumdur. Tam bu noktada 14 yy Modern sosyolojinin öncülerinden İbn-i Haldun’un “Coğrafya kaderdir.” sözünün bilincine varıyoruz.

     insan bir şehire, bir kabileye, bir sınıfa veya bir topluma vs. İsteyerek mensup olamayacağı gibi bu ne kendi elindedir ne de doğduğu coğrafyasını tayin edecek kuvveti belirlemeye muktedirdir, zira tüm bunlar asırlardan beri gelen soyuna bağlıdır ve çok büyük faktörler meydana gelmediği sürece kendi neslinin sonrasında da ayni bir şekilde devam edecektir. O,(birey-toplum) sadece ait olduğu kültürün devamıdır. Yine aynı şekilde, önemle belirtmek gerekir ki, asimilasyona uğramadığı sürece sahip olduğu maddi-unsurları oluşturmaya mukedir bilgi birikimi- ve manevi kültür öğeleri sonraki kuşaklara ve daha sonraki kuşaklara geçip bu durum böyle devam edecektir.

Bugünün Modern Türkiye’sinde kültür ve medeniyet mefhumları çoğu yerde göstermelik olarak karşımıza çıkıyor. Kendisini kişisel gelişim açıcısından yoksun olarak gören ve bu farkındalığını çözüme ulaştırmayı amaçlayan nice insanlarımız bilinçsiz kültür arayışı içinde kaybolarak nereden geldiği belirli- belirsiz akımların peşinde sürüklenerek benliğini kaybediyor. Bireylerinin öz benliğini kaybettiği bir toplum, dolaylı olarak ekonomik, siyasal; doğrudan ve en çok, kültürel bir yıkı olarak kalmaya ve sonunda münfesih olmaya mahkumdur.

Modern çağ Türkiye’sinin bireyi bugün “KÜLTÜRLÜ VE MEDENİ BİR İNSAN OLMAK!” uğrunda, yok olmak yolunda hızla ilerliyor. Şu ana kadar genel karakterleriyle incelediğimiz, çağdaş Türkiye bireylerlerinin(!) nevi şahsına münhasır olan bu kavramların içine girip belirli başlıklar altında, meseleyi farklı bakış açısıyla ele almak anlaşılabilirlik açısından daha elverişli olacaktır.

 ...Algımız

Bugünün Türkiye’sinde algılanan Kültür- kültürlü, medeniyet- medeni kavramlarıyla asırlardan beri var olan öz kimliğimize tarih tarafından yazılmış tanım arasındaki uçurumdan bahsetmeye gerek duymuyorum doğrusu. Bu başlık altında sadece toplumsal sapmanın temelini oluşturan dünya görüşünü- görüşlerini özümsemeye meyleden zihniyetin çalışma esası olan taklitçilik üzerinde durmak esaslı olacaktır.

  Kültürlü olmak yolunda ilerlediğini zanneden bireyin esas aldığı birkaç husus vardır, bunların ilki kendi kültürünü benimsemede muvaffak olamayan, buna dimağı yetmeyen bireyin esas sorunu olan, taklitçiliktir.

Birey yaşadığı medeniyetin harsını beğenmeyerek(Çünkü cemiyetinden haberi yok!) kendi cemiyetine zarardan başka bir şeyi dokunmayacak olan takrirler (müsebbiplerini) benimser ve özüyle uzaktan yakından alakası olmayan başka başka ulusların kültür öğelerine sarılarak hayat kaidelerini ve dünya görüşünü oluşturur. İşte bu bireyin doğru bulduğu kültür algısı, ilginç bir paradoks halinde tamamen kültürsüzlüğü teşekkül ettiriyor.

İlk Adımlar

 

İnsanın toplum içinde sosyolojik olarak tam manası ile kültürlü sayılabilmesi için evvela şahsiyetini mensubu olduğu medeniyetin kültüründen yoksun bırakan bir takım yanlışlarından soyutlaması lazım gelmektedir. Daha sonra ise birey mensubu olduğu medeniyetin ve cemiyetin maddi ve manevi kültür öğeleri hakkında derin bir araştırma yapması gerekmektedir. Ardından bu kültür öğelerini benimseyerek- bu kültür öğelerinin içinde inanç kavramından soyutlarayarak din kültürünü de ayırmadan, saymak lazım gelirse, din kültürü hakkında da geniş ölçüde bilgi sahibi olması gerekir. Bilhassa din, ilk cemiyetin ahlaki davranışlarının temelini oluşturan en mühim öğelerdendir fakat bu konuda sosyolojik açıdan ahlak kavramını ele almadığımız için sadece ilk saydığımız kısımdan yola çıkacağız.- kendini cemiyetinin bilinçli bir şahsiyeti seviyesine taşıyacak olan kültürün taşıyıcısı olmak için ilk adımı atmış olacaktır.

 

Ne demek?

 

Üzerinde durduğumuz konunun en önemli kısımlarından birinde olduğumuz bu noktada, henüz belirtildiği gibi birey artık kültürlü olmak yolunda ilk adımını atmış bulunmaktadır.

Kendi öz kültürünü ve kültürünün elemanlarını başarılı bir şekilde teşhis etmiş birey için kültürlü birey olmak yolundaki adımları bundan sonra sağlam bir zemine basacaktır.

 

Kültürlü insan bulunduğu topluma yabancılaşan, Batının bir yönüyle taklidini yapan insan değildir. Kültürlü olmak adına kendine, cemiyetine yabancı kültür değerlerini, kendisine dayatan onları benimsemeye çalışan insan değildir. Daha açık bir ifadeyle: kültürlü insan kendi yöresinin maddi-manevi unsurlarını öğrenen; onları aktarmak, yaşatmak isteyen insandır.

Kendi öz dilini, dinini, kökenini, tarihini, edebiyatını, düşüncesini ve düşünce tarihini, bilim tarihini,  müziğini, bayramlarını, folklorunu, mimarisini bilen insan kelimenin de tam manası ile kültürlü insandır. Kültürel gelişimini sağmak isteyen birey, henüz saydığımız maddi ve manevi kültür öğelerini öğrenmek zorundadır fakat gerek içinde bulunduğu çağ hakkında gerekse tarihi çağlar hakkında yorum yapabilmesi için diğer medeniyetlerin düşünce akımlarını- felsefesini, düşünce tarihini  bilmesi gereklidir. Lakin geçtiğimiz paragraflarda dile getirdiğimiz gibi araştırmanın, bilgi sahibi olmanın en önemli kısmı insanın yabancı cemiyetlerden aldığı kültür öğeleriyle kendi kültür değerlerini karıştırmaması ve tüm bunları düşünmesi ve sorgulamasıdır ki burada kendi kültür değerlerini başka cemiyetlerin değerleriyle karıştırmaması kişinin tekrar asimile olmaması için en üst düzeyde önem teşkil etmektedir.

Saydığımız kriterleri taşıyan insan; bilgili, kültürlü, düşünen ve çözümleyen her bilgiye kendini hemen kaptırmayan insandır.

 

Hülasa halinde

İnsan kültürlü bir yaşayış sürdürmesi için evvela kültür ve medeniyet kavramlarını ve bu kavramların kapsadığı öğeleri bilmesi gerekmektedir.

Daha sonra kendisini öz kültüründen uzaklaştıran etkenleri tespit edip imha etmeli ve ardından kendi kültür değerleri kendine benimsetmesi lazım gelmektedir. Tüm bunların yanında farklı medeniyetlerin de tarihini, ilimlerini -sosyal ilimlerini ve bilimlerini öğrenmelidir. Kültür ve medeniyetler hakkında veya düşünceler ve akımlar üzerine araştırma yaptığı zaman kendini kaptırmamalı; sorgulamalı analiz edip iradesiyle düşünüp, meseleleri dikkatle irdelemelidir.

Birey eğer asimile olmamak, bir diğer ifadeyle kültürünün devam etmesini ve aktarılmasını istiyorsa, kendisini farklı medeniyetlerin kültürüne esir etmemeli ve kendi kültürünü tüm benliğiyle yaşamaya ve yaşatmaya çalışmalıdır.

 

*: Burası Nurettin Topçu-Sosyoloji-kitabı s. 193-194 yeniden derlenmiştir.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...

 

Yazarlar

Arşiv Arama
- -
Anket
25haber - Erzurum'un Haber Portalı
© Copyright 2017. Tüm haklari saklidir.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
LİNKLER
Erzurum Valiliği
Erzurum Büyükşehir Belediyesi