Bugün neler oldu?

SUSAN MAKAM, CESARET BULAN HADSİZLER VE KİRALIK KALEMLER

Erzurum Kongre Binası meselesinde bir kez daha gördük ki; konuşması gerekenler susuyor, ama bu şehir sahipsiz değil.
Son olarak MHP Erzurum İl Başkanı Adem Yurdagül çıktı ve konuştu.
Net konuştu…
Sorumluluk aldı…
Girişimde bulundu…
Ve en önemlisi, sonuç aldı…
Erzurum kamuoyuna, Kongre Binası’nın yıkılmayacağını, güçlendirileceğini müjdeledi.
Peki ya şehrin en yetkili mülki amiri?
Ne hikmetse hâlâ sessiz.
Bu sessizlik artık basit bir bekleyiş değildir.
Yetkili sustukça, birileri cesaret buluyor.
Nitekim buldular da…
Vali konuşmayınca; birileri çıkıyor, tarih dersi vermeye kalkıyor.
Birileri çıkıyor, akıl veriyor.
Birileri de kendini “Aydın” zannedip, tarihi, kimlikler üzerinden tartışmaya açacak kadar hadsizleşiyor.
Bakın, yapılan paylaşımlardan birinde aynen şu ifadeler kullanılıyor.
“Kongre Binası neden yıkılmalıdır?
Çünkü bu bina Erzurum’un Kilise Mahallesi sınırları içinde yer alan ve geçmişte Ermenilere ait bir mektep olarak inşa edilmiş eski bir yapıdır. Bina fiziki ömrünü tamamlamıştır. Bu nedenle yıkılmalı; yerine millî bir mimari anlayışla Erzurum Kongresi’nin tarihî hatırasını yaşatacak yeni bir yapı inşa edilmelidir.”
Burada durmak gerekiyor.
Ve çok net konuşmak gerekiyor.
Bir yapının geçmişte kime ait olduğu üzerinden, bugünkü tarihsel değerini tartışmaya açmak; ne bilimdir, ne hukuk, ne de devlet aklıdır.
Bu mantıkla gidersek; Anadolu’da ayakta kalan hiçbir tarihî yapı yerinde duramaz.
Efendiler…
Ağır gelin…
Haddinizi bilin…
Erzurum Kongre Binası bir taş yığını değildir.
Bir karar mekânıdır.
Bir irade merkezidir.
Bir kurucu hafızadır.
O binada “manda ve himaye kabul edilemez” denmiştir.
O binada bir devletin yol haritası çizilmiştir.
Bu hafızayı “yık-yap” kolaycılığına indirgemek, bu şehre de, bu millete de hakarettir. Bu noktada MHP Erzurum Milletvekili Prof. Dr. Kamil Aydın’ın duruşu da tarihe not düşülmesi gereken bir duruştur.
“Bu bina bir tapu senedidir, bir taşı bile yok edilemez” diyerek, meseleyi teknik raporların ötesine taşıyıp milletin hafızasına emanet etmiştir.
Ve gelelim asıl meseleye…
Valinin bu tavrını gerçekten anlamak mümkün değil.
Türkiye’nin dört bir yanına bakıyorum: Valiler taş üstüne taş koymanın derdinde. Bir eser bırakmanın, bir iz bırakmanın peşindeler.
Bizde ise; tarihi yıkmanın, hafızayı sıfırlamanın rahatlığı dolaşıma sokuluyor.
Bu şehir başka şehirlerle karıştırılmasın.
Burası Erzurum.
Kadim bir şehir.
Devletine sadakatiyle bilinen dadaşların şehri. Buraya gelen her yönetici çok şanslıdır. Çünkü Erzurum insanı devlete sahip çıkar. Ama tarihine uzanan eli de görmezden gelmez.
Bu şehirde hizmet; makam arabasıyla gezmekle, off-road videolarıyla poz vermekle, yamaç paraşütü yapmakla, PR çalışmalarıyla olmaz.
Bu şehirde hizmet; şehrin ruhunu anlamakla olur, emanet bilinciyle hareket etmekle olur.
Ve biliyoruz…
Bu yazı yayımlandıktan sonra bazı yalaka kalemşörler devreye girecek.
Talimatlı reflekslerle, yarım bilgiyle, yarım vicdanla bu yazıya cevap vermeye kalkacaklar.
Onlara da buradan sesleniyorum:
Eğer biraz cesaretiniz varsa, korumaya aldığınız bu anlayışı savunmaya devam edin.
Devam edin ki; kimlerin tarihi savunduğu, kimlerin makamı savunduğu daha net görülsün.
Devam edin ki; bu yüce millet kimin kaleminin vicdandan, kimin kaleminin menfaatten beslendiğini ayırt edebilsin.
Biz kimseyi ikna etme derdinde değiliz.
Biz tarafımızı çoktan seçtik.
Tarihin tarafındayız…
Hafızanın tarafındayız…
Erzurum’un tarafındayız…
Kalemini kiraya verenler yazmaya devam edebilir.
Ama şunu unutmasınlar: Bu şehir, satın alınmış cümleleri de tanır, emanete sahip çıkanları da…
Ve günün sonunda kazanan; ne susan makamlar olur, ne de onları alkışlayan kalemler.
Kazanan, Erzurum’un hafızasına sahip çıkanlar olur.

Diğer Yazıları